Kulağa biraz romantik geliyor, kendi kendine yetebilme. Bir ülkeden de bahsediyor olsak bir bireyden de çok önemlidir aslında bu mesele. Biraz bugünün şartlarına biraz da yakın gelecekte olabileceklere bakıp ikisine de biraz değinmek istiyorum, tarihe not düşmek adına.
Bireysel olarak bakacak olursak herkesin kendi bacağından asıldığı bir dönemde olduğumuzu söyleyebilirim. Enflasyonun getirdiği ahlaki çöküşten bahsetmiştim. O çöküş sadece illegal konularda geçerli değil maalesef. Üçkağıt her yere sirayet etmiş durumda. Örneğin sebze meyvelerdeki pestisitler. Zehir yiyoruz resmen. Avrupa’ya bir parti mal gönderiliyor. Zararlı madde olduğu tespit ediliyor. Ertesi hafta Avrupa’nın kabul etmediği ürün grubunu bizim süpermarketlerimizde haftanın indirimli ürünü olarak görüyoruz. Bu bir örnek. Birkaç defa yazdım ama hâl manipülasyoncuları… Adamlar 5 TL’ye mal ettiğini faturada 15 diye gösterip 20’ye çakmışlar bize. Eli kolu bağlı milletin. Sitem ediyor, kızıyor, öfkeleniyor; ancak muhatap bulamıyor.
Oysa en azından ufak tefek de olsa insanlar kendileri üretebilse ne güzel olur. İmkansız mı, değil. Ancak bizdeki bu büyükşehirde yaşama aşkı oldukça zor. Anlıyorum, iş imkanı kısıtlı kırsalda. Ama her kırsal da aynı değil. AVM’si, sineması, kafesi, mağazaları, sosyalleşebileceği alanları olan; üretimin yapıldığı, turizmin olduğu yüzlerce ilçe, kasaba var. Özellikle emekli kesim için bu kadar zorken büyükşehirde yaşam, biraz da devlet desteğiyle tersine dönebilir bu durum. İmkanı olanlar içinse zaten sınırsız seçenek var önlerinde.
Herkesin öyle ya da böyle bir karış da olsa toprağı olmalı bence. Gıdada dışarıya bağımlılığını mümkün olduğunca azaltmalı, azaltabilmeli. Tabii ki Orta Çağ’da yaşamıyoruz; bir şeyler alacağız, bir şeyler vereceğiz. Ancak, tamamen tüketime bağımlı olmak, kaderine razı olmak demek.
Bireyin kendi kendine yetebilmesi bireye kadar. Ancak söz konusu bir ülke olunca, aksinden söz etmek bir beka meselesi. 3 tarafı denizlerle çevrili, toprağı bereketli, 4 mevsimin yaşandığı bir ülkede dışa bağımlı olma konusunun esamesi bile okunmamalı normalde. Maalesef normal dönemlerden geçmediğimiz için laf dönüp dolaşıp yine buralara geliyor.
Çok güzel bir örnek var önümüzde: Rusya. Doğal kaynaklar açısından çok zengin bir ülke. Ama bununla kalmadılar. Tarımda öyle bir konuma geldiler ki bugün tüm dünya ambargo uyguluyor, ama adamlar aç kalmıyor. Çünkü gıdada kendi kendine yetebiliyor. Bu çok önemli bir konu. Bizse Brezilya’dan canlı sığır ithalatında ilk sıradayız. Yarın öbür gün lojistikte bir sıkıntı olsa geçmiş olsun. Babülmendep’in tamamen kapandığını düşünün -ki muhtemel- geriye tek seçenek kalıyor Cebelitarık. Orada da bir aksilik olursa ne olacak mesela? Gıda güvenliği dediğimiz şey işte bu yüzden önemli. Bu da bir ülke için en hayati noktalardan birisi.
Tanklar, toplar, tüfekler, teknoloji… Bunlar zaten olmalı. Katma değerli zaten üretilebilmeli. Dünyada pek çok alanda zaten rekabetçi olunmalı. Ancak, bunların hiçbiri midesi boş bir halkla olmaz, olamaz. O yüzden önce gıdada, sonra diğer alanlarda kendi kendine yetebilmeli. Hem bireysel olarak -mümkün mertebe- hem de ülkece.

Bir Cevap Yazın