Dünya zor günlerden geçiyor. Zor kısmını açacak olursak savaşlar, gelir adaletsizliği, işsizlik, gıda problemi diye liste uzayıp gidiyor. Her ne kadar başlık hemen hemen her alan için geçerli olsa da biz bu yazıda sadece tarıma odaklanacağız.
Hatırlarsınız, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte gübre fiyatları artmıştı. O günden bugüne de azalmadı. ABD-İran-İsrail savaşıyla birlikte Hürmüz’de geçişler durunca gübre fiyatları bir kez daha arttı. Özellikle de üre. Hani gıda fiyatları çok yüksek diyoruz ya, biz daha Hürmüz kaynaklı artışı görmedik üstelik. Enerji fiyatları zaten almış başını gitmiş.
Şimdi bir de Rusya’nın önümüzdeki aylarda Avrupa’da NATO’yu sınayacağı haberleri dolaşıyor. Olur mu, olur. Avrupanın Ukrayna’ya verdiği destek ortada ve Ukrayna, rafineri saldırılarıyla Rusya’nın damarına basmış durumda. Bunun bedelini Rusya’nın ödetmeyeceğini düşünmek, tarih bilmemek demek.
Peki, bunun tarıma yansıması nasıl olacak?
Aslında çok basit. Artan enerji ve gübre fiyatları karşısında çiftçi çok daha pahalıya üretecek. Bu arada üretebilirse yine iyi. Gerekli sübvansiyonlar yapılmazsa üretecek finansmanı da bulamayabilir çiftçi. O zaman da doğal olarak ithalat artacak. Bu da dışa biraz daha bağımlı olmamıza sebep olacak. Aslında Brezilya gibi tarımda cari fazla veren ülkeler haricinde bu anlattıklarımız çoğu ülkenin karşılaşacağı bir problem. Tek sorun, her şeyde olduğu gibi biz daha ağır yaşıyoruz bu tarz gelişmelerin faturasını.
Sadece sübvansiyon da yetmez. Üreticinin elindeki ürünü değerinde satabilmesi gerek. Bugün üretici, tüccarın eline bırakılmış durumda. Yetiştirme maliyetleri doğru hesaplanmıyor. Açıklanan fiyatlar çiftçiyi ya kafa kafaya kurtarıyor ya da zarar etmesine sebep oluyor.
Bir de yurt içindeki fiyatların artmasını önlemek için konulan ihracat yasakları var. İyi güzel de bu sefer de yurt dışında uzun uğraşlar sonucu elde edilen müşteriler kaçırılıyor.
Özetle yapılacak çok iş var. Üstelik yarın değil, bugünden harekete geçmek gerek.

Bir Cevap Yazın